Varlık Perdesinde Hiçlik Piyesi

12 Ocak 2012
Orijin Kütüphane

İnsan çok uzun bir yolculuktan sonra bilince çıkan bir varlık olmuş.
Bu uzun geçmişi nedeniyle de hakikatini unutmuş...
Işıktan madene, bitkiye, hayvana oradan insan denilen; Beyin yapısı ile diğerlerinden farklı bir OLuşa gelmiş oturmuş.

Bu bilindik öyküyü pek severim, hem evrimsel süreci hem de Tek algısını çok güzel anlatır.

İNSAN; diğer adı “UNUTAN” imiş.
İNSAN; JANUS yüzlü demiş bir diğeri.
İNSAN; düşünen hayvandır demiş başka biri..
İNSAN; MELEKtir demiş Ahmet Hulusi.
Melek nedir ki diye bakmış Emine; O halde İNSAN IŞIK tır demiş.

Yansıtılan bilgi notlarını okuduktan sonra düşünmemek ve yazmamak Nankörlük olacağından düşündürdüklerimi yazıya dökmek farz oldu.

Bakara (Bu surenin adını ilk öğrendiğimde çok gülmüştüm, sığır suresi)
Sonra hayat insanın önünden akıp gidiyor ama insan BAKAR a gibi bakıp dalıyor... Trene bakar gibi. Yani düşünenliğini kaldırdığında hayvanlığı kalıyor doğal olarak. Ve içgüdüleri neye programladıysa onu öyle yaşıyor.. (İnsan tanımının birini açtık sanırım, daha fazlaya gerek yok, hepimiz hayvani yönümüzü gayet iyi biliyoruz)

BAKARA 150 ila 156. ayetler; 7 basamaklı nefs yolculuğunu anlatıyor gibi.

150-) Nereden (hangi düşünceden) çıkarsan çık, vechini (yüzünü - müşahedeni) Mescid-i Haram'a (çokluğun gerçekte yokluğunun yaşandığı secde edilen mahale) döndür! Nerede olursanız olun, vechlerinizi o tarafa döndürün ki, insanların sizin aleyhinize bir delili olmasın. Ancak onlardan bilfiil zulüm edenler aleyhinize olur. O hâlde, onlardan korkup çekinmeyin benden çekinin ki üzerinize olan nimetimi tamamlayayım... Ki böylece umulur ki hidâyete ulaşırsınız.

 

1- İnsan çok yönlü, çok zamanlı ve çok mekanlı yolculuğundan sonra; Her döneminin oluşturduğu verilerle, ÇOKLUK algısını kodlamış olarak varoluşa çıkıyor yeni bir bedensel yapı olarak. Farklılıkları da “Bazısı bazı yerde fazlaca eyleşmiş” diye anlatıyor Bilenler…

 

Hani kimisi IŞIĞA, kimisi TAŞLARA (altın, elmas, incik, boncuk),kimisi botanikçi AĞAÇLARA, çiçeklere; kimisi HAYVANLARA (zoologlar); kimisi İNSANLARA (unutanlar grubu olarak birbirlerine hatırlatıcılık hizmeti veriyorlar), kimisi de JANUS YÜZLÜ (Antik Yunanda bir yüzü ağlayan, diğer yüzü gülen insan) lerle kâh arabesk bir yaşam sürüp kadehleri tokuşturuyor,
kâh eller havaya deyip roman havası çalıp söylüyor. Kimileri de BİLGİ SEVERLER grubu olarak tüm bu verileri toplayıp inceleyip FELSEFELER ve DİNLER üretiyor.

Peki hangisi doğru diyor? HEPSİ. Hangisi yanlış veya eksik diyor? HEPSİ.

Ayete döner isek; Nereden geliyor olursanız olun, kendinizi ne ile tanımlıyor olursanız olun, Mescidi Haramda yani SECDE HALİNDE bunların hiçbiri veya hepsi olduğunuzu
algıladığınızda ÇÖZÜLÜRSÜNÜZ. Yani SINIRLI- SORUMLU EGO algısı çöker, EV yıkılır.

 

151-) Nitekim, içinizden (hakikati dillendirmek üzere) Rasûl irsâl ettik (açığa çıkardık); âyetlerimizi (varlığın hakikati oluşumuza dair işaretleri) size tilavet ediyor (okuyup anlatıyor), sizi arındırıyor ve Kitabı (hakikat ve Sünnetullâh bilgisini), Hikmeti (varlığın oluş sistem ve düzenini, oluş mekanizmasını) ve bilmediklerinizi öğretiyor.

 

2- Ev yıkıldığında ne olur? Çokluk algısı biter, gökyüzünün altında her şeyin bir ve tek olduğu algısı doğar, “Rasül irsal oldu”dan bunu anlıyorum.

 

Çokluk görüntüsünün Tekten projekte olduğunu, kendi geçirdiği evrelerin bilincine vardığında yani Kitabını okuduğunda; kendini sevdiği ve sevmediği şeylerle SINIRlamaktan, TANIMLAmaktan ARINIP; Varlığın OLuş sistemini, nedensellik yasalarını, Tetikleme mekanizmasını ve dahi bilemediklerini ÖĞRENMEYE başlıyor. Yani Sınırlamalar bitince Her şeye AÇIK BİR KONUMA geliyor. Potansiyelin Farkında! Her şey olma olasılığı var...

 

152-) O hâlde beni zikredin (anın - düşünün) ki sizi zikredeyim. Şükredin bana (değerlendirin beni), sakın küfretmeyin (hakikatiniz ve varlığın hakikati olduğumu inkâr etmeyin).

 

3- Potansiyelini HATIRLAdıkça; yani “Bu kadar değil, daha da dahası var, açığa çıkanlar çıkmayanların siyah inekteki beyaz noktacıklar kadar” dedikçe göremediklerini görüp değerlendirebildikçe ŞÜKREDİYOR.

 

Değerlendirdiklerinle sınırlayıp “Bu budur” dediğinde ise KÜFREDİYOR hakikatine... Takılıp kalıyor. Aynı yerde ve aynı teraneyi çalıp söylüyor… Her şey hak lak, lak, lak gibi...

 

153-) Ey iman edenler, hakikatinizin açığa çıkartacağı sabır (dayanma kuvvesi) ve salât (hakikatiniz olan Esmâ mertebesine yönelişin getirisi olan müşahede) ile yardım isteyin. Muhakkak ki Allâh sabredenlerledir (Es Sabûr Esmâ'sıyla - mâiyet sırrı).

 

4- Şükredip yanılgılarını da değerlendirebilirsen, Takılmalar tökezlemeler en aza iniyor.
Varlığın Tekilliğini ve senin de O tekin Yansıması olduğunu kanıtlayamasan da bilip hissediyorsun….

Artık varoluştan KOPUK ayrı bir varlığının olmadığını bilmenin verdiği Huzur ve Güven duygusu seni gerçek YUVADA olduğun hissine götürüyor. Bu his veya bilinç HALi diyelim Dayanıklılığını arttırıyor. Sabrı kuşanıyor. Egosal telaş ve hararet yerini; Her şeyin bir OLUŞ halinde olduğunu, AKIŞI SEYRETMENİN, Evrensel HAREKETin o muhteşem devinimini gözlemlemenin keyfini yaşatıyor.

Sadece Sabırla açığa çıkışları beklemek gibi... Burada Egonun YAPIP EDEBİLECEĞİ bir şey yok.
Zende buna “Çabasız çaba” diyorlar.

 

Yani Yöneldiğin seni sen yapan özelliklerin, sana seni anlatıyor. Her şeye TANIK oluyorsun gibi. Sistemi, oluşu anladığından ötürü Sabır ile açığa çıkan taşların yerine oturmasını da bekleyebiliyorsun, “Eylemsiz eylem” gibi paradoksal bir şey.

 

154-) Allâh için (iman ehli olduğu ve iman mücadelesi verdiği için) öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, ancak siz bunu idrak edecek kapasiteye sahip değilsiniz.

 

5- Böylece her şeyin bir Sistem dâhilinde açığa çıkıp, açığa çıkanın da diğer bir şeyi tetiklemesi ile OLUŞumlar yeniden, yeniye deviniyor. Enerji doğası gereği HAREKET halinde olduğundan; denizdeki DALGALANMAlar gibi ve bir dalganın diğerini itmesi veya çekmesi gibi yani bir özelliğin açığa çıkışı diğerinin kaybolması gibi  sürekli bir devinimdir ki sen bunun hangisiyle tanımlayıp sınırlayabilirsin bildiklerini?!...

Burada BEN diyebileceğin bir şey kalır mı? Bu EGONUN ÖLÜMÜdür ki gerçek anlamda ise DİRİLİŞ ÖYKÜSÜdür.

Birimsel algın ölmüş “O” doğmuştur. Bu bedende yaşayan “O” olduğundan “O” halden hale , şekilden şekle, renkten renge girebilendir!….

 

TUTARSIZ gibi gelir davranışların ötelerden bakanlara. “Bir dediği bir dediğine uymaz” nasıl uysun “O” her AN yeni bir ŞE'Nde… “O” diri… Ancak ölüler hareket edemez!..

 

155-) Sizi, korkacağınız bir şeyle, açlıkla, malınızı, canlarınızı (canınız gibi sevdiklerinizi), çalışmalarınızın mahsulü olan şeyleri eksiltmekle sınarız. Bu olaylara karşı sabredenleri (tepki koymayıp olayın nasıl sonuçlanacağını bekleyenleri) müjdele!

 

156-) Onlar, kendilerine hoşlanmadıkları bir olay isâbet ettiğinde, "Biz Allâh (Esmâ'sının açığa çıkması) içiniz ve O'na dönücüyüz(sonuçta bu gerçeği yaşayacağız)" derler.

 

6- Sizi bu hale getirmek için, PEK ÇOK ŞEKİLDE SINAR... Açlık, sevdiklerin, can kattığın her şey, kariyerin vb. “BENİM” dediğin her şeyi alır ki “BEN” dediği kalsın. Edindiğin bu güven ve yeterlilik duygusu Sabretmeni kolaylaştırır. Yoksa birlik duygusunu hissedememiş KİŞİLERDE bunlara dayanmak korkunç ACILAR çekmek, acının içinde yanmak ve ERİMEK demektir.
Bu da yine “O”nun oyunlarındandır ya .... “Sonunda her şey bana dönücüdür” dememiş boşuna… Sanki “O”ndan gayrısı varmış gibi...

 

157-) İşte bunlar üzerinedir Rablerinin salâvatı (hakikatlerini fark ettirmek üzere tecellisi) ve rahmeti (Esmâ'sının açığa çıkış seyri güzellikleri)... İşte bunlardır hidâyet bulanların ta kendileri...

 

7- Rablerinin Salavatı; bu sınav ve acılar Hakikatte sen ve senin diye bir şeyciklerinin olmadığı, olan bitenin kendinden kendine SEYREDEN olduğu!...  Ne olduğu hakkında asla fikir  dahi yürütemeyeceğin sonsuz - sınırsız bir yapı olduğunu sana hatırlatmak, fark ettirmek içindir.

 

Böylece Rabbin de kendi gerçekliğini yaşar konumdadır artık… Hidayete ermek bu olsa gerek… Seni sen yapan özellikler de sürekli devinimde olduğundan potansiyel enerji her fırsatta yeni bir şekil alarak açığa çıkabilmektedir.

 

“Bana ne kaldı?” diye soracak olursa EGO, o zaman ne olur?!..
Ne cevap verir, YENİLENMİŞ BİLİNÇ ?!..
 
Şayet bu süreci yaşayanda hala ego namına bir şeylerin kırıntısı kaldı ise eğer, cevap çok kısa ve nettir:

- KOCA BİR HİİİİİİÇ.


Sonsuzluk Yolcusu